
Seyahat Yazarı Kamil Biroğlu
Bir yanda Orta Çağ’dan kalma dar sokaklar ve yarı ahşap evler, diğer yanda Avrupa’nın kalbi sayılan modern yapılar… İşte Strazburg böyle bir yer. Yüzyıllar boyunca Fransız ve Alman kültürleri arasında gidip gelen şehir, bu iki ülkenin izlerini mimarisinde ve günlük yaşamında ustalıkla bir araya getirmiş. Ren Nehri’nin kollarıyla çevrili tarihi merkezde dolaşırken, her sokak size başka bir dönemden hikâyeler anlatıyor. Şehrin simgesi olan görkemli katedral, Strazburg’un hem geçmişine hem de bugününe aynı anda tanıklık ediyor.
Ama Strazburg’un ruhu, yılın sonuna doğru bambaşka bir boyut kazanıyor. Kasım ayının sonuyla birlikte şehir ışıklarla süsleniyor, meydanlar ahşap stantlarla doluyor ve Strazburg, “Avrupa’nın başkenti” unvanını neden taşıdığını fazlasıyla hissettiriyor. Avrupa’nın en eski ve en büyük Noel pazarlarından biri burada kuruluyor ve neredeyse tüm şehir bu atmosfere ortak oluyor. Özellikle tarihi merkez bu dönem, Strazburg’u adeta yaşayan bir kartpostala dönüştürüyor.
Hazırsanız, Strazburg sokaklarında keyifli bir keşfe çıkıyoruz.
La Petite France
La Petite France, Strazburg’un en karakteristik ve en çok zaman geçirmek isteyeceğiniz bölgelerinden biri. Ill Nehri boyunca sıralanan yarı ahşap Alsas evleri, mahalleye kartpostallık bir görünüm kazandırıyor. 16. ve 17. yüzyıldan kalma bu yapılar, geçmişte balıkçıların, deri ustalarının ve değirmencilerin yaşadığı bir alanmış. Dar sokaklarda yürürken şehrin tarihini gerçekten hissediyorsunuz. Sabah saatleri daha sakin olduğu için gezmek ve fotoğraf çekmek çok daha keyifli oluyor. Kış aylarında kurulan küçük Noel stantları ve ışıklandırmalar ise bölgeye sıcak bir hava katıyor.

Ponts Couverts
La Petite France’a doğru ilerlerken karşınıza çıkan Ponts Couverts, Strazburg’un Orta Çağ savunma sisteminden günümüze kalan en önemli yapılardan biri. Ill Nehri üzerindeki üç köprü ve dört kuleden oluşan bu kompleks, 13. yüzyılda inşa edilmiş. Eskiden köprülerin üzeri kapalıymış ve isimlerini de bu savunma amaçlı çatılardan alıyorlar. Günümüzde çatılar olmasa da tarihi atmosferini hâlâ koruyor. Köprülerin çevresinde yürümek ve durup manzarayı izlemek oldukça keyifli.
Barrage Vauban
Vauban Barajı, Strazburg’da en güzel manzarayı sunan noktalardan biri olarak öne çıkıyor. Terasına çıktığınızda La Petite France’ı ve kanalları yukarıdan izlemek mümkün. 17. yüzyılda Sebastien Le Prestre de Vauban tarafından, şehrin savunmasını güçlendirmek amacıyla inşa edilmiş. O dönemlerde su seviyesini yükselterek düşman geçişlerini zorlaştırmak hedeflenmiş. Bugün ise tamamen gezginlerin uğrak noktası haline gelmiş durumda. Gün batımına yakın saatlerde manzara çok daha etkileyici oluyor.

Cathédrale Notre-Dame de Strasbourg
Strazburg Katedrali, şehrin simgesi ve en etkileyici yapılarından biri. İnşasına 1015 yılında başlanmış ve tamamlanması yüzyıllar sürmüş. Uzun süre dünyanın en yüksek yapısı unvanını elinde tutması, katedralin ne kadar görkemli olduğunu gösteriyor. İç mekândaki vitray camlar, katedrale girer girmez dikkat çekiyor. Astronomik saati görmek için ziyaretinizi saat 12.30 civarına denk getirmek iyi bir fikir. Kuzey kulesine çıkıldığında Strazburg’u yukarıdan izlemek mümkün. Noel pazarları döneminde katedral çevresi şehrin en canlı noktalarından biri hâline geliyor.
Musée de l’Œuvre Notre-Dame
Notre Dame Katedrali’nin hemen karşısında yer alan bu müze, katedralle birlikte düşünülmesi gereken duraklardan biri. 14. ve 16. yüzyıldan kalma tarihi binaların içinde yer alıyor ve daha kapıdan girerken mimarisiyle dikkat çekiyor. Romanesk, Gotik ve Rönesans dönemlerine ait heykeller ve vitraylar müzenin en güçlü yönü. Avrupa’nın en eski vitraylarından biri kabul edilen Christ de Wissembourg burada sergileniyor.
Maison Kammerzell
Katedral Meydanı’nda yer alan Maison Kammerzell, Alsas mimarisinin en güzel örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. 15. yüzyıldan kalma bu yapı, taş zemin katı ve yarı ahşap üst katlarıyla dikkat çekiyor. Ahşap oyma süslemeler ve kurşunlu pencereler binaya karakter katıyor. Geçmişte tüccarların kullandığı bu yapı, günümüzde restoran ve konaklama alanı olarak hizmet veriyor. Meydanı gezerken mutlaka durup detaylarını incelemek gerekiyor.
Palais Rohan
Palais Rohan, ilk bakışta Versay Sarayı’nı andıran görkemli bir yapı. 18. yüzyılda Barok tarzda inşa edilen saray, uzun yıllar prens-piskoposun ikametgâhı olarak kullanılmış. Günümüzde ise Arkeoloji, Güzel Sanatlar ve Dekoratif Sanatlar olmak üzere üç önemli müzeye ev sahipliği yapıyor. Tarihe ve sanata ilgi duyanlar için oldukça zengin bir içerik sunuyor. Konumu sayesinde katedral ve eski şehirle birlikte rahatça gezilebiliyor. Sarayın çevresi kısa bir mola vermek için de uygun.

Place Kléber, Strazburg’un en büyük ve en hareketli meydanı. Günün her saatinde canlı olan meydan, alışveriş ve sosyal hayatın merkezinde yer alıyor. Adını Strazburg doğumlu General Jean-Baptiste Kléber’den alıyor ve meydanın ortasında heykelini görmek mümkün. Çevresinde kafe ve mağazalar sıralanıyor, kısa molalar için ideal bir nokta. Eski Aubette binası meydanın mimari açıdan dikkat çeken yapılarından biri. Noel ve yılbaşı döneminde meydan dev bir Noel ağacıyla süsleniyor. Bu dönemde Place Kléber, şehrin en yoğun ve en keyifli noktalarından biri oluyor.

Musée Historique
Bir zamanlar et pazarının kurulduğu Rönesans yapısı Grande Boucherie’de yer alan Tarih Müzesi, Strazburg’un geçmişini adım adım anlatıyor. Orta Çağ’dan Fransız Devrimi’ne kadar uzanan geniş bir zaman dilimi ele alınıyor. Sergilenen haritalar, silahlar ve günlük yaşam objeleri sayesinde şehrin sosyal yapısını daha iyi kavrıyorsunuz. Anlatım dili oldukça anlaşılır olduğu için gezmesi keyifli. Müze, eski şehir merkezinde olduğu için rota üzerinde rahatça ziyaret edilebiliyor.
Musée Alsacien
Alsas Müzesi, bölgenin gündelik yaşamını tanımak isteyenler için oldukça öğretici bir durak. 18. ve 19. yüzyılda Alsas kırsalında hayatın nasıl geçtiğini net bir şekilde gösteriyor. Yarı ahşap, birbirine bağlı üç tarihi binada yer alması da müzeye ayrı bir karakter katıyor. İçeride geleneksel kıyafetler, oyuncaklar, mutfak eşyaları ve mobilyalar sergileniyor. Gezerken bir evden diğerine geçiyormuş hissi oluşuyor.
Église Saint-Thomas
Saint Thomas Kilisesi, Strazburg’un çok katmanlı tarihini anlamak için önemli bir durak. Kökenleri 6. yüzyıla kadar uzanan yapı, zaman içinde farklı mimari ve dini değişimler geçirmiş. Romanesk tarzda yeniden inşa edildikten sonra Reform hareketleriyle birlikte Lutheryan kilisesi hâline gelmiş. Bu yönüyle şehirdeki Katolik-Protestan geçmişini net şekilde yansıtıyor. İç mekân sade ama etkileyici bir atmosfere sahip.
Strazburg’dan ayrılırken akılda kalan şey tek bir yapı ya da tek bir meydan olmuyor; şehir bir bütün olarak zihinde yer ediyor. Tarihi sokaklarda yürürken hissettiğiniz o düzenli ama sıcak atmosfer, gezinin en kalıcı parçası gibi. Nehir kenarında verilen kısa molalar, taş sokaklarda amaçsızca dolaşmalar ve her köşede karşınıza çıkan detaylar şehri yavaş yavaş sevdiriyor. Strazburg, gezdikçe açılan ve acele edilmeden keşfedilmesi gereken şehirlerden biri. Buradan ayrılırken “iyi ki gelmişim” hissi net bir şekilde yerleşiyor. Tekrar aynı sokaklarda yürümeyi aklımızın bir köşesine yazarak gezimizi noktalıyoruz.

Strazburg Yeme İçme Önerileri
Restaurant Les Chauvins
Strazburg’un eski şehir merkezinde yer alan Les Chauvins, Alsas mutfağının ruhunu hissetmek için harika bir adres. Menüde yerel tatlar modern dokunuşlarla servis ediliyor; özellikle bölgeye özgü küçük paylaşımlık tabaklar deneyimlemek için eğlenceli bir seçenek. İç mekânın sıcak atmosferi, akşam saatlerinde Noel ışıklarından döndüğünüz bir mola için ideal.
Woerlé
Strazburg’un merkezinde, katedrale çok yakın bir konumda yer alan Woerlé, şehirde tatlı ve kahve molası vermek için en keyifli adreslerden biri. Vitrininde dizilen pastalar ve tartlar daha içeri girmeden iştah açıyor. Özellikle meyveli tartlar ve çikolatalı tatlılar hem hafif hem de dengeli tatlarıyla öne çıkıyor. Strazburg gezisinde yorulduğunuzda “bir kahve içip devam edelim” demek için güvenli ve keyifli bir adres.
Le Tire-Bouchon
Strazburg Katedrali’nin hemen yakınında konumlanan Le Tire-Bouchon, klasik Alsas tavernası hissini en iyi yansıtan yerlerden biri. Ahşap detaylar ve rahat ortam, burada yemek yerken kendinizi yerel bir mekânda gibi hissetmenizi sağlıyor. Menüde baeckeoffe, choucroute gibi geleneksel Alsas yemeklerini denemek mümkün — hem doyurucu hem de yöresel tatlara iyi bir başlangıç.
Daha detaylı bilgi için youtube kanalımızı ziyaret edebilirsiniz?




